Wonder Woman / Feminist Bir İkon

Wonder Woman filminin vizyona girmesine 5 aydan az bir süre kalmışken hakkında birkaç laf etmek gerekiyor diye düşünüyorum. Neticede 40’lı yıllarda ortaya çıkmış bir çizgi roman süper kahramanı olsa da bir çok kahramanın yanında 2017’de bahsedilmesi gereken bir ikon gibi duruyor hala önümüzde. Bu bahsi açmaya yarar en önemli özelliği de sahip olduğu süper güçler değil elbette. Bütün o ihtişamlı özellikler yanında, arada sarkan yönleri olsa da, karakterindeki canlılık ve tutarlılığa sahip feminist imgeler Wonder Woman’ın diğerlerinden ayrı bir yerde olmasını sağlıyor.

Wonder Woman: Feminen ve Feminist

Wonder Woman
Wonder Woman

Çizgi roman dünyasında uzun süredir tepede duran iki firmanın, DC ve Marvel’in karakterlerine baktığımızda Marvel’inkiler daha ağır basıyor. Her ne kadar çoğu karakteri DC’dekilerin karşısında düşünülerek onlardan çok sonraları yaratılsa da felsefeleri, karakterleri ve dünyaya bakışları oturmuş durumda. DC’nin en büyük problemi de bu sanırım. Karakterler bir türlü kişilik kazanamadı! Mesela, uzun zamandır ortalıkta olan Superman’in bazı özel hikayeleri dışında ne çizgi romanda, ne sinemada, ne de TV’de sıradan olmanın ötesine geçemediği görülüyor. O kadar güç ve ihtişama rağmen karakterin oturmamış olması, çıkan işlerin sınırları zorlayacak denli iyi olmaması garip.

Neyse bu başka bir yazının konusu olabilecek denli geniş bir konu.

Wonder Woman 1941 yılında ilk kez National Comics’in (daha sonra DC) All Star dergisinin Ağustos sayısında görünüyor.  Charles Moulton takma adıyla harika kadınımızı yaratan William Moulton Marston aslında başlarda çizgi romana uzak biridir. Yani hayatının temelinde çizgi dünya yoktur. Kendisi, Harvard Üniversitesi mezunu bir psikolog, yazar, hukukçu, kadın hakları dahilinde kadınları savunan bir avukattır. Sistolik kan basıncı testlerini geliştirerek yalan makinesi olarak bildiğimiz poligraf’ın en önemli bileşenlerinden birini oluşturmuştur. Sonunda da tüm bu alanlardaki bilgi ve becerilerini tek bir kadında toplayarak ortaya koyması da hepsinin yanında büyük başarılardan biridir. Bu arada çizer Harry G.Peter’ı da unutmamak gerek. Gazetelerde illüstrasyonlar yaparak bu işe başlayan H.G.Peter en çok Wonder Woman ile hatırlanır.

Çizgi Roman’da Farklılık: Marston Etkisi

Döneminde önemli bir psikolog olarak tanınan Marston, kadın-erkek ilişkileri, kadının yeri gibi fikir ve teorilerini paylaşmak adına Wonder Woman’ı yazmaya başlar. Amaç hem bu teorilerin insanlarla paylaşılması hem de alınan tepkiler ile geliştirilmesidir. Bu nedenle çizgi romanın Marston öldükten sonra başlayan ikinci dönemi ile ilk dönemi arasında büyük farklılıklar oluşmuştur. Marston, felsefi bir yaklaşım ile işini yaparken ondan sona gelenler karakteri sıradan bir maceracıya çevirmişlerdir. Oysa 6 yıllık süreçte Marston’ın oluşturduğu karakterin ve çizgi romanın feminizm için mihenk taşlarından biri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Karakter o dönemde süper güçlü olmasına rağmen eşitliğe inanan, sağduyulu davranan ve hiç bir zaman ezilmeyen bir karakter olarak tanımlanmıştır.

Marston’ın bu yaklaşımı özellikle kadınlar arasında büyük ilgi çekmiş ve çizgi roman okuru olan kadınların sayısında artış gözlemlenmiştir. Fakat zaman içerisinde güçlü ve kendine ait gibi kavramlar üzerine kurulu olan karakter giydiği kostümden dolayı tepkiler de almıştır. Sadomazoşizm’den lezbiyenliğe, suç içerikli olmasından kötü örnek teşkil etmesine kadar bir çok farklı fikirle çizgi romana saldırılmıştır.

Cennet Adası’ndan Savaşa…

Temelde, sadece amazonların yaşadığı Paradise Island’da (cennet adası) 2.Dünya Savaşının çıkışını izleyerek müdahil olması gerektiğini hisseder Diana. Ve iyi tarafı simgelediği için Amerika’ya yardıma gider. Dönemin tüm çizgi romanları gibi Amerikalılara moral verme amacı güderek hazırlanmıştır. Böyle olmasına rağmen içerdiği feminist imge ve simgelerle bambaşka bir yerde durur Wonder Woman.

Amazon Kraliçe Hippolyte’nin kilden yoğurularak can vermeleri için Zeus ve tanrılara yalvardığı ve yakarışının duyularak Prenses Diana’nın ortaya çıkması hikayesi bir yandan efsanevi ve akıldışı gibi yorumlansa da diğer yandan erkeklere ihtiyaç duymadan bir adada ve bir arada yaşayabilen kadınların çocuk sahibi olabilmesi fikriyle feminizmin sert çizgilerine dek varabilen bir konu sunuyor. Bu konunun devamında da Diana’nın hem dünyayı tanımak hem de savaşı durdurmak gibi iyi niyetlerle ve tek başına yola çıkması da feminist yaklaşımı destekliyor.

Tabi ilk dönem çizgi romanındaki bu karakterden fena halde uzaklaşmış olan Wonder Woman yine de altyapısının sağlam olmasından kaynaklı olarak hala ayakta duruyor. Bir kaç ay sonra izleyeceğimiz filmde bu izler yer alacak mı bilemiyoruz. Ama Marston’ın ilk dönem kurguladıkları hatrına izleyeceğimiz kesin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir